TÜRKİYE ÂLİMLER BİRLİĞİ
Kuruluş Deklerasyonu

Bismillâhirrahmânirrahîm
Yüce Allah’a hamd, kulu ve elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, ailesine ve ashabına salât ve selam olsun.

Cenâb-ı Hakk’ın imtihan için yarattığı insan, kendi var oluş amacını kavraması ve bunu gerçekleştirebilmesi için ilahî vahye muhtaçtır. Bu sebeple Allahu Teâlâ ilk insanla birlikte ona yol gösterecek mesajını da göndermiş, dönem dönem bu mesajın unutulması veya tahrif edilmesi üzerine yeniden peygamberler göndererek insanlığı doğru yola çağırmıştır. Bu bakımdan, tarih içinde çeşitli adlandırmalar yapılmış olsa da esasta bir tek ilahî din vardır. Bu dinin son halkası olan İslâm, önceki bütün ilâhî mesajları tasdikle kendisini bu zincirin tamamlayıcısı olarak takdim etmiş, bütün peygamberlerin tarih boyunca insanlığa tebliğ ettikleri aynı gerçeği özgün ve son haliyle ifade etmiştir.

VII. miladî yüzyılda Mekke’de zuhur eden İslâmiyet kısa zamanda yayılarak tevhid, hak, adalet, sorumluluk, eşitlik, ahde vefa gibi temel ilkeleriyle düşünce ve hayata yeni bir dinamizm getirmiştir. İnsanlığın ortak değerleri olan bu ilkeleri özümseyen mensuplarının eliyle insanlık tarihinin en büyük kültür ve medeniyetlerinden biri teşekkül etmiştir. Ne var ki İslâm dünyası, özellikle son birkaç asır içinde Batı kültür ve medeniyetinin meydan okumasıyla karşılaşmış; buna bağlı olarak düşünce ve hayat tarzında meydana gelen değişimler müslüman toplumları birçok yeni problemle karşı karşıya getirmiştir. Bu değişimin derinden yaşandığı müslüman ülkelerden biri ve belki de en başta geleni Türkiye olmuştur.

Düşünce ve yönelişlerin oluşmasında özellikle görsel ve elektronik medyanın büyük önem kazandığı günümüzde, bazı çevre veya kişilerin ya din konusunda sahip oldukları yanlış düşünceleri sebebiyle ya da art niyetli olarak basın-yayın yoluyla sahih İslâm anlayışıyla bağdaşmayan görüşleri yaymaya çalıştıkları ve dinî düşünce ve yaşayışta tahribata yol açtıkları bir gerçektir. Dinî eğitim görmüş ya da ilahiyat alanında ihtisas yapmış bazı kimselerin de formasyon ve birikim yetersizliği, yeni öğrendiği bir bilgi kırıntısını hazmedememe, ilk nesillerden itibaren oluşan sahih geleneği yok sayma, şöhret veya dünyalık tutkusu, mizaç ve karakterlerinden kaynaklanan problemler vb. sebeplerle hiçbir yetkinlik, usul ve yöntem kaygısı taşımadan ve din konusunda görüş ortaya koymanın ihatalı bir uzmanlık gerektirdiğini düşünmeden hemen her konuda ulu orta görüş beyan ettikleri görülmektedir.

Diğer taraftan çeşitli sosyal, ekonomik, siyasi, hukuki vb. konular üzerine yapılan bilgilendirme veya tartışma programlarında, konunun uzmanlarının katılımında son derece titizlik gösterilir ve aksi bir tutum yadırganırken, dinî konularda bu özenin gösterilmediği, herhangi bir “ilahiyatçı”, “araştırmacı yazar” yahut dinî konulara ilgi duyan kimselerin görüş açıkladığı, bunların bir kısmının dinin ortak-sahih çizgisini yansıtmayan ve kenarda köşede kalmış görüşleri dile getirerek bazı insanların zihninde dinle ilgili tereddütler uyandırdıkları müşahede edilmektedir.

Bütün bunlar, bir taraftan dinî düşünce ve hayatta onulmaz tahribata yol açmakta bir taraftan da farklılıkları öne çıkararak milletimizin birlik ve bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır.

Bu durum karşısında, dinî ve ilmî sorumlulukla toplumu aydınlatmanın gerektiğine inanan bir grup âlim, akademisyen ve kanaat önderinin bir araya gelmesiyle Türkiye Âlimler Birliği teşekkül etmiştir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ilk müslüman nesil olan ashâb-ı kirâmı Kur’ân-ı Kerîm’in koyduğu ölçülere göre eğitip yetiştirmiş, kendisinden sonra da başta Râşid Halifeler olmak üzere âlimleri kendi vârisleri olarak bırakmıştır. Âlimler böylece ilk nesilden itibaren tarih boyunca müslüman toplumu dinî ve sosyal hayatta aydınlatan, ona yol gösteren ve önderlik eden bir misyon yüklenmiştir.

Türkiye Âlimler Birliği, İslâmiyet’in on beş asırlık tarihi içinde müslümanların büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak ettiği dinin temel prensiplerine bağlı kalmayı ve onları savunmayı, her türlü aşırılıktan uzak olan ve “orta yol” denilen itidal çizgisine tutunmayı şiar edinmiştir.

Dinimizin temel bilgi ve amel kaynağı Kur’ân-ı Kerîm ve otoritesini ondan alan Sünnet-i Nebeviyye’dir. Dinî hükümlerin elde edildiği kaynaklar (edille-i şer’iyye) hiyerarşisinde Kur’ân-ı Kerîm ilk sırada yer alır ve diğer kaynaklar ona dayanır. Bu konuda bütün müslümanlar görüş birliği içindedir. Birçok âyette açıkça ifade edildiği üzere Kur’ân-ı Kerîm’i insanlara tebliğ etmek ve açıklamakla görevlendirilen, kendisine itaatin Allah’a itaatle bir tutulduğu Hz. Peygamber’in dinî beyan mahiyetindeki söz ve davranışları da ikinci kaynaktır. Buradaki “ikinci”lik önem ve işlev açısından değil, sadece hiyerarşik sıralama açısından bir anlam ifade eder. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selemin dinî bildirim mahiyetindeki açıklamaları, Kur’ân’ın genel hükümlerini ayrıntılarla ortaya koyması ve hikmete binâen bıraktığı boşlukları doldurması İlâhî gözetim ve vahiyle gerçekleşmektedir. Bir başka ifadeyle Sünnet, Kur’ân ile son tahlilde aynı kaynaktan çıkmakta ve aynı işlevi görmektedir. Başlangıçtan beri müslümanların dinî inanç ve amelleri bu iki kaynağa dayanmıştır. Ümmetin fikrî ve amelî ittifakını ifade eden icma, bu iki kaynağın doğru anlaşılmasında ve dolayısıyla dinin ana çatısının tespitinde, inanç ve ibadet sisteminin bütününde birlik ve insicamın sağlanmasında vazgeçilmez bir işleve sahiptir. İlahî muradın anlaşılmasında sünnetin, vahyin ilk muhatapları olan ashab-ı kirâmın tespit ve değerlendirmelerinin ve nesilden nesile tevarüs edilen ortak dinî anlayışın önemi göz ardı edilemez. Gerek ilahî kelamın gerekse sünnetin anlaşılmasında başvurulan ictihad faaliyeti için gerekli olan ilmî yetkinlik ve birikimi, yerleşik yorum geleneği ve hüküm elde etme yöntemlerinin işlev ve önemini göz ardı eden yaklaşımların isabetli olmadığı açıktır. Hele hele görünüşte Kur’ân-ı Kerîm’i öne çıkarma ve tek kaynak olarak onu esas alma iddiasıyla ümmetin on beş asırlık ortak din anlayışını yok sayan ve itibarsızlaştırmaya çalışan, özellikle Kur’ân-ı Kerîm’i anlama konusunda sünnetin rolünü küçümseyen, bazı rivayetlerden hareketle sünnetin bütünü konusunda zihinlerde tereddüt uyandıran yaklaşımlar çok tehlikelidir. Bu tür ciddiyetsiz ve seviyesiz tutumların, hiçbir bilgi birikimi, ilmî formasyonu ve yetkinliği olmayan sıradan kimseleri dahi doğrudan Kur’ân-ı Kerîm’den hüküm çıkarma konusunda cesaretlendirdiği de açıktır.

Bu tespitler, öncekilerin Kur’ân ve sünnetten anladıkları ve çıkardıkları her hükmün her zaman ve herkes için bağlayıcılık taşıdığını iddia etme anlamı taşımaz. İlahî kelamı anlama hiçbir kuşağın, grubun veya kesimin tekelinde değildir ve her çağda ulemanın vardığı sonuçlarda, içinde bulunulan coğrafi, kültürel, sosyal, siyasal vb. şartların etkileri inkâr edilemez. Çağdaş problemlere çözümler aranırken geçmişte İslâm toplumlarının ortak inanç ve amel birliğini sağlamada etkili olan usul ve yöntemler, on beş asır boyunca bütün İslâm coğrafyasında yaşanan tecrübeler göz ardı edilmeden ve küçümsenmeden hareket edilmeli; uzun soluklu, derinlikli ve müşterek çabalarla çağın gereklerine uygun yeni çözümler ortaya konulmalıdır.

Türkiye Âlimler Birliği;

* Sahih din anlayışına sahip nitelikli, özverili ve gayretli ilim adamlarının yetişmesine katkıda bulunmak,

* Dinî ilimlerin ve değerlerin gelişmesi, güçlenmesi, yaygınlaşması ve korunmasına destek olmak,

* Sağlam bir din anlayışının devamını sağlamak suretiyle insanların manevi ihtiyaçlarının sağlıklı bir şekilde karşılanmasına yardım ve rehberlik etmek,

* Bu alanlarda karşılaşılan problemlere ehliyet sahibi ilim adamları aracılığıyla ilmî ölçülerle çözümler üretmek,

* Dinî konularda kamuoyunu bilgilendirmek, yayınlar yapmak, bu yöndeki çabalara katkıda bulunmak

amacıyla teşekkül eden, hiçbir siyasî ve dinî grup veya cemaatle organik bağı olmayan, her kesime eşit mesafede bulunan, hakka ve halka hizmet amacıyla tamamen ilmî endişeleri ön plana çıkaran bir oluşumdur.

Saygıyla duyurulur.

Kurucu Üyeler

1) Halil Günenç Hocaefendi
2) Mehmet Savaş Hocaefendi
3) Prof. Dr. Raşit Küçük
4) Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz
5) Prof. Dr. Yaşar Kandemir
6) Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
7) Prof. Dr. Faruk Beşer
8) Nurettin Yıldız Hocaefendi
9) Prof. Dr. Orhan Çeker
10) Doç. Dr. Rahmi Yaran
11) Prof. Dr. Abdullah Aydınlı
12) Dr. Ahmet Efe
13) Doç. Dr. Ahmet Bostancı
14) Prof. Dr. Ahmet Özel
15) Prof. Dr. Ahmet Yaman
16) Alirıza Temel
17) Prof. Dr. Cağfer Karadaş
18) Doç. Dr. Erdinç Ahatlı
19) Prof. Dr. Hacı Mehmet Günay
20) Doç.Dr.Hayati Yılmaz
21) Prof. Dr. Kemal Yıldız
22) Doç. Dr. Mehmet Özşenel
23) Doç. Dr. Özcan Hıdır
24) Prof. Dr. Ramazan Muslu
25) Prof. Dr. Zekeriya Güler
26) Prof. Dr. Recep Şentürk